20 Haziran 2010 Pazar
love&marriage
11 Haziran 2010 Cuma
gelinlik


ve kız çocuklarının bilinç dünyası! bilinç altı, üstü, altüst olmuş bilinç.
ilk denediğim: prenses masallarının kostümü! 5 yaşındaki kısacık saçlı sezercik aslan parçası hallerimden bu yana sinir olduğum, gıcık kaptığım, elimin tersi ile ittiğim ne varsa aynadan bana bakıyor. arkamdan uzanan upuzun bir kuyruk yılan dili olmuş beni sokuyor.
tarlatanın içinde şarlatan oldum. uzun topukluların üzerinde dikilmekten mi yoksa kendi peri masalımın kostümünü üzerime geçirmekten mi bilmiyorum, bir parça bacaklarım titredi.
ve kaçınılmaz sonu hatırladım. işte; doğarsın, büyürsün, okullar bitirir, işe girer, birkaç işe yaramaz adam/kadınla çıkar, sonunda -ya şanslısındır doğru her neyse onu bulursun ya da cesedinin köpekler tarafından bulunmasından ölesiye korktuğundan kısmetine razı olur- evlenirsin. çocuk mocuk, yaşlanır, yine şanslıysan fazla çile çekmeden ölürsün.
işte bu kostümle bir level daha geçiyorum.
bunca sivri dile rağmen- itiraf ediyorum-kalbim küt küt attı. ama kendimi huzursuz da hissettim. saçlarını kuleden sarkıtmaya hazırlanan rapunzel gibi görünmekten.
bir keresinde yiğit'e -bu blogun sadık takipçileri kendisini hatırlayacaktır- "amaan yiğit hayat dediğin ne ki? pijamalarını çekip koltuğun karşısına kurulur çekirdek çitlersin" demiştim. evlenince de çekirdeği iki kişi çitliyorsun oluyor bitiyor di mi? di mi? di mi?
6 Haziran 2010 Pazar
marduk

4 Haziran 2010 Cuma


1 Haziran 2010 Salı
episode one in progress
"kızım deli misin? bi daha ne zaman Şanghay'a gidicen? Çıkıp dolaşsana!" dedi telefonun diğer ucundaki ses... doğru ya, "bi daha ne zaman gelicem?"
otelin kibrit kutusunu cebime kendimi de otelin dışına sokaklara attım. saat geceyarısına geliyordu nerdeyse... yürüdüm yürüdüm yürüdüm yürüdüm. dümdüz, hiçbir yere sapmadan. birkaç gün önce sabahlara kadar ağlayan ben miydim? yola çıkmadan hemen önce mide ağrıları içinde kıvranan?
ellerim ceplerimde. hava olması gerektiği kadar serin. yollar olması gerektiği kadar ıssız. yürüdüm. New York'u andıran ışıklı caddelerin arkalarında böcek ve yağ kokan tek göz barakalar. hiçbir yere sapmadan dümdüz yürüdüm. böylece kaybolmam sanıyordum. yoruldum kayboldum. bütün evler, bütün yüzler biribirine benziyor. İstanbul'da olsam daha çok korkardım. Korkmadım. Yoruldum. Taksi buldum. bağırınca beni daha iyi anlar sanarak (evet Türk'üm) bağıra bağıra oteli tarif etmeye çalıştım. yoruldum. otelin kibrit kutusunu şoföre gösterdim. Otelin önünde indim. "bir daha ne zaman gidicen kızım?"
batmakta olan gemide ağırlık barındırmıyorum. tüm yükler birer birer atılıyor. ne çok ağlamıştım sahi. kimdi? nedendi? hiiiç hatırlamıyorum. ama sonra çook ağladım.
ağladım. unuttum.ağladım unuttum. ağladım unuttum. otelin adı neydi? unuttum.
Şanghay'a bir daha mı gidicem? gitmedim.
tdk.gov.tr:
aşk: Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi, sevda, amor
